Tüm 'mavi ekranlar' kötü, mü?
Adında “sosyallik” barındıran ancak gerçekte pek de sosyal olmayan sosyal medya kullanımının ve televizyon karşında vakit geçirmenin, genel bir tabirle mavi ışık yayan ekranlara bakmanın, çocuklar ve gençlerde bunalıma (depresyona) neden olduğu düşünülüyordu. Fakat Kanada’da yapılan yeni bir araştırma, tüm mavi ekranların toptan suçlanamayacağı yönünde sonuçlar çıkarmış.

Bu yazıyı kendi internet sitemize taşıma fikri, iki çocuk babası olmam ana nedeniyle birlikte, dunyahalleri.com internet sitesindeki “Çocukları depresyona sokan şey video oyunları değil” başlıklı, Bade İnanç Sönmez‘in yazısını/çevirisini okumam ile filizlendi. İlgili yazının da kaynağı olan MIT Technology Review sitesindeki “The one kind of screen time that isn’t likely to give your kids depression” başlıklı, Tanya Basu‘nun yazısıyla da şekillendi.

Montreal Üniversitesinden Patricia Conrod önderliğindeki ilgili araştırma, (Kanada’nın) Montreal bölgesindeki yedinci sınıfa giden, kız ve erkek sayısı birbirine eşit, yaklaşık 4.000 (tam sayısı 3.826) öğrencinin bilgisayar, sosyal medya, televizyon ve video oyunları başlıklarıyla, dört yıl boyunca takip edilerek depresif davranışlarının bağlantısına odaklanmış.

Tüm 'mavi ekranlar' kötü, mü?

Benzer araştırmalar çokça yapıldı; Benzer sonuçlara da varıldı. Mesela, Nature Human Behavior dergisinde yayımlanan ve 355.000’den fazla gencin katıldığı bir anketin sonuçlarına göre ekran kullanım süresinden endişe etmeye gerek yok. Çünkü toplamda %1’den bile az bir önem arz ediyor. Aynı şekilde, The British Royal College of Paediatrics and Child Health‘e göre ekranların ‘toksik’ yani “zehirli” olduğunun bir kanıtı yok. Fakat toplumca kabûl gören kanı bu ekranların zararlı olduğu yönünde; Oxford İnternet Enstitüsü‘nün araştırma direktörü Andrew Przybylski‘ye göre ise, toplanan verilerden/istatistiklerden istenilen anlamı çıkarmak mümkün. Bunu, araştırmacıların verilere işkencesi olarak yorumluyor Przybylski.

Ancak karşı, yani toplumca kabûl gören, yorumlar ve araştırmalar da mevcût elbette. Healthline dergisindeki The FOMO Is Real: How Social Media Increases Depression and Loneliness başlıklı yazıdan öğreniyoruz ki, Amerikan halkının hemen hemen %80’nin bir sosyal medya profili var (Ülkemizin de pek geride kaldığını sanmıyorum ancak elimde ulaşabileceğim bir istatistik, yazıyı yazdığım sırada, yoktu). Ve The Journal of Social and Clinical Psychology‘de yayımlanan bir çalışmaya göre, sosyal medya kullanımıönceliklebunalım ve yalnızlığı tetikliyor. Pensilvanya Üniversitesi’nde, 143 öğrenciyle yapılan bu araştırma, “eğer daha az sosyal medya kullanırsanız bunalım ve yalnızlık oranınız azalır; yani sosyal medya kullanımının azalması hayat kalitenizin yükselmesine neden olur” gibi, –kabaca çevirisini yaptığım-, bir sonucu ortaya çıkarıyor.

Yazımıza konu olan son araştırmada ise, video oyunları –depresif etkiler yönünden– diğer üç ekrana göre masum. Masum olmasının nedenini Conrod, video oyunlarında gençlerin ya da insanların gösterilmemesi daha doğrusu tasvir edilmemesi olabileceğini söylüyor. Ayrıca -yine Conrod’a göre- televizyon ve sosyal medya, “ideal yaşam görüntülerini/tasvirlerini” ihtiva ettiği için gençlerin öz güvenini düşürmekten sorumlu. Bu –yanıltıcı– “ideal yaşam tasvirleri”, gençlerin/çocukların, parlak, filtrelenmiş ve gerçekçi olmayan insanlarla ve hayatlarla kendilerini kıyaslamalarına neden olduğunu belirtiyor Conrod.

Keza, aynı araştırmanın ekibinde yer alan Elroy Boers, araştırma sonuçlarını, “sosyal medya ve televizyonun, heyecan verici yaşam olaylarının ve mükemmel bedenlerin tasvirleri gibi ‘daha iyi hayatları‘ olan kişilerin ideal tasvirlerini barındırdığı gerçeğine” bağladıklarını belirtiyor.

Araştırma sonucunda ortaya dökülen en dikkât çekici unsur, ekran başında geçirilen zamanın haftalık aktiviteyi etkilememesi. Televizyon ve sosyal medyanın bunalım ile bağlantısının fiziksel hareketlilikten ziyade, içerik ve düşünceler/fikirler ile bağlantısı olduğunu değerlendiriyor Conrod. Biraz egzersizin, en yalın hâliyle yürüyüşün, pek çok bunalmış insana tavsiye edildiğini biliyorsunuzdur. “Biraz dolaş gel, kafanı dağıtırsın” sözünü ya siz kullandınız ya da size salık verdiler. Ancak bu mavi ekranlardaki, özellikle Facebook, Instagram, Snapchat, belki Twitter gibi sosyal medya araçları ve televizyon ekranları sizin fiziksel hareketliliğinizden bağımsız bir şekilde ruhsal dünyanıza etki ediyor.

Bu araştırma, tabiri yerindeyse henüz emekleme aşamasında. Conrod, demografik yapı, sosyo-ekonomik durum ve (önceki) sağlık etkenlerinin, ekran kullanımı temelinde gençlerin bunalımında (depresyon) nasıl bir rol oynayabileceğinin daha yakından incelemesi gerektiğini belirtiyor; Bunalıma neden olan belirli bir görüntü mü, yoksa insanları riske sokan belirli davranışlar mı?

Olumlu olan herhangi bir ekran süresi var mı?

Conrod’a göre, hayır. Ancak, Pensilvanya Üniversitesinden (PhD) Melissa G. Hunt‘a göre, anne-babaların çocuklarının ekran kullanım sürelerini kısıtlamaları gerekiyor. Ayrıca, çocuklarının sosyal medya ve televizyon kullanımını da denetlemeli ve/veya izlemeliler. Hunt, “Çocuğunuzun kendine güvenini azaltan ve -ardından- depresif belirtileri tetikleyen içeriğe maruz bırakılmasını önleyin.” tavsiyesinde bulunuyor.

Kendi adımıza, Melissa G. Hunt’un tavsiyelerine uyduğumuzu söyleyebilirim. Zirâ, evimizdeki televizyonda bir uydu bağlantısı yok; Çocuklarımın seyredecekleri çizgi filmleri kendim tedarik ediyorum ve içeriklerini kontrol ediyorum. Ve ayrıca her gün seyretmedikleri gibi, seyrettiklerinde de belirli bir süreleri var. Yaşları küçük olduğu için de sosyal medya ile herhangi bir bağlantıları yok elbette.

Peki sizin bu konu hakkındaki görüşleriniz nedir? Yorumlara yazarsanız memnûn olurum.

Saygılarımla,
İrfan///

irf[@]mavioykuler.com


Daha Fazla Bilgi ve Bağlantılar