Kitap, günümüz Londra’sında 41 yaşında bir tarih öğretmeni gibi “görünen” Tom Hazard’ın, nadir bir hastalığa dâhil olduğu hayatını anlatıyor. Zira Hazard, aslında 1581 yılından beri hayatta. Shakespeare ile aynı sahnede yer almış, Kaptan Cook ile açık denizlere açılmış, Fitzgerald‘larla aynı masayı paylaşmış ve hattâ Çaykovski‘yi canlı dinlemiş bir “ayaklı tarih/anı kitabı”… Ancak Hazard, kitapta “sıradan” insanlar için kullanılan tabir gibi, yani “mayıs sinekleri” gibi “normal” bir hayat sürmek istiyor.

…Hepsi biriken zamandır. Üst üste yığılan zaman her an sizi gâfil avlamaya hazırdır. Geçmiş şimdinin içinde yaşar, yinelenir, tekler ve size artık olmayan şeyleri hatırlatır. Trafik işaretlerinden ve bankların üzerindeki levhalardan, şarkılardan, soyadlarından, yüzlerden, kitap kapaklarından dışarı sızar. Bazen tek bir ağaç ya da gün batımı, sizi hayatınızda gördüğünüz bütün ağaçların ve gün batımlarının gücüyle çarpabilir ve buna karşı yapabileceğiniz hiç bir şey yoktur. Hem de hiç.
-Syf.177

İngiltere’nin önemli yazarlarından kabûl edilen Matt Haig‘in kaleminden çıkan ve Türkçeyle beraber 37 dile çevrilen bu kitap, Domingo Yayınevi tarafından Kıvanç Güney çevirisiyle okuyucuya ulaştırıldı. Ayrıca kitabın, -her ne kadar IMBD’de herhangi bir tarih bilgisi yer almasa da- yakında Benedict Cumberbatch tarafından sinemaya aktarılacağını öğreniyoruz; Ki, kitabın ilgi çekici özelliklerinden biri de bu…

Kitabın hikayesi –daha doğrusu kahramanımız Hazard– bana, 2014 tarihli, Fantastik Dörtlü ile tanınan Gallerli oyuncu Ioan Gruffudd ve Amerikalı oyuncu Alana De La Garza‘nın başrolünde olduğu Forever adındaki diziyi anımsattı. Yalnızca bir sezon devam dizide Ioan Gruffudd, Henry Morgan adında, New York morgunda çalışan ve dedektif Jo Martinez‘e (Alana De La Garza) yardımcı olan ve kendi üzerindeki “ölümsüzlük laneti”ni çözmeye çalışan bir doktoru canlandırıyordu. İkinci dünya savaşı yıllarında Yahudi kıyımından kurtardığı evlatlığı ve bir antikacı işleten Abe (Judd Hirsch) –ki kendisi yaşlanmadığı için Abe kendisinden büyük görünüyordu– ile olan ilişkisi dizinin renkli unsurlarındandı. Bölümlük olayları işleyen ancak arka planda ana konuyu devam ettiren dizilerdendi. Pek tabiî ikinci, hattâ üçüncü sezonu görebilirdi fakat devamı getirilmedi.

Kitap ile dizi arasında bağlantı kurmam boşuna değil; Elbette her ikisinde de kahramanımız ölümsüz. Aslında Hazard da ölümlü ancak çocukluk, ergenlik, gençlik gibi yaş evrelerinin arası çok uzun. “Mayıs Sinekleri” gibi görünmeye başladıklarında da hasta olmaya başlıyorlar. Ve bu uzun yaşlanma süreci neredeyse -kabaca- ölümsüzlük ile eşdeğer. Dizideki kahramanımız Henry Morgan ise -yanlış hatırlamıyorsam- ancak kafası kesilince ölüyordu. Haricinde ise ölüyor ancak nehirden tekrar doğuyordu. Elbette anadan üryan..

Âşık olmamak ile ilgili her iki eserde de benzer hususların dile getirildiğini görüyoruz. Her ikisinde de kahramanlarımızın sevdikleri var; Evleniyorlar. Ancak her ikisi de sevdiklerinin yaşlandıklarını görüyorlar. Çevre baskısını yaşıyorlar. Kitapta Hazard, dikkât çekmemek adına kendisi gibi olanların dâhil olduğu “Albatros Cemiyeti” marifetiyle sekiz yılda bir kimliğini, aslında hayatını değiştiriyor. Ancak dizide, hatırladığım kadarıyla, böyle sıklıkla bir kimlik değiştirme söz konusu değildi.

…Ama her zaman ileri bakmak zorunda değiliz. Bazen de etrafa bakınıp gördüklerimizin keyfini çıkartabiliriz.
– Syf.314

Artık tamamen kitaba dönecek olursak, kapağındaki unsurların yani, kum saati, gül ve köpeğin anlamı kitap okundukça daha iyi anlaşılıyor. Kahramanımız Hazard’ın doğduğu yıllar Avrupa kıtasındaki din savaşları ve “cadı avı” zamanlarına denk geliyor. Fransa’da, âsil bir aile ferdi olarak doğan Hazard, babasını bu savaşlarda kaybediyor. Annesiyle İngiltere’ye geliyor ancak bu sefer de annesini cadı avına kurban veriyor. Okuma-yazma bilen ancak İngiltere’de alt tabakada yer alan Hazard, lavta çalarak hayatını kazanıyor. Âşık oluyor, evleniyor. Kendisinin hastalığını taşıyan bir çocuğu da oluyor. Sonrasında sevdiği kadından ve çocuğundan ayrı düşüyor.

Hikâyede geçmiş ve şimdiki zaman gelgitleri fazla; Londra’da öğretmenlik yapmaya başlayınca eskiden yaşadığı sokaklardan geçerken geçmiş zamanı anımsıyor. Hattâ uzun yaşamanın sonucu olarak anılar kendisine devamlı hücûm ediyor; Baş ağrıları çekiyor. Haliyle kitapta, Hazard’ın geçmiş zamandaki hayat hikâyesinden kesitleri bol bol okuyoruz. Geçmiş zaman örgüleri kuvvetli, tarihî karakterlerle bağlantısı mantıklı. Ancak kitabın bir sonraki sayfada ne olacak acaba dedirten bir heyecanı yok. Hattâ yer yer olabilecekleri tahmin de edebilirsiniz. O nedenle 318 sayfalık kitapta olaylar, son kırk sayfaya kadar hızlı gelişmiyor. Kitabın bu haliyle durağan bir yapısı olduğunu söyleyebilirim. Ancak sıkıcı değil.

Kahramanımız, kendisinin hastalığını taşıyan ancak o henüz çok küçükken yanından ayrılmak zorunda kaldığı kızına kitap boyunca atıfta bulunuyor. Onun yaşadığını varsayarak farklı kimliklere büründüğü hayatını devam ettiriyor. Bu nedenle, kendi hastalığından olanların selameti için kurulmuş olan ancak varlığına dair herhangi bir fiziksel kanıt barındırmayan “albatros cemiyetine” dâhil oluyor. Cemiyetin başındaki vasıtasıyla kimliğini değiştiriyor ve cemiyet adına bâzı işler de yapıyor ve hikâye böyle devam ediyor. Daha da fazla ayrıntıya girmeyeyim ki az olan sürpriz öğelerinin tadını kaçırmayayım.

Kitabın Benedict Cumberbatch tarafından sinemaya aktarılacağını söylemiştim. Benim kanaatim, Chuck Palahniuk‘un Dövüş Kulübü‘nün David Fincher‘ın elinde bir “kült”e dönüşmesi gibi, “Zamanı Durdurmanın Yolları“nın da sinema filminin kitabın önüne geçeceği yönünde. Zira hikâyenin buna müsait olduğunu düşünüyorum. Hattâ daha fazla günümüzde ya da yakın tarihte geçen bir olay örgüsüyle kitabın devamı bile gelebilir. Ancak böyle bir çalışmaya dair herhangi bir bilgi yok.

Belki Shakespeare haklıydı. Belki de bütün dünya bir sahneydi. Oyun olmasa belki de her şey paramparça olacak.

Keyifli okumalar dilerim;
İrf.