Çizgi roman sever misiniz? Ya da eskilerin tabiriyle resimli roman? Bizim neslimiz Teksasların Tommikslerin zamanına yetişemedi maalesef. Hani, Yeşilçam Filmlerinde ders kitaplarının arasında okunan, maceradan maceraya koşan/koşturan çizgi romanlara…

Kendi adıma, ailemizde hem bu alana ayrıca bir ilgi hem de mesleği çizerlik olanlar olduğundan ötürü hiç bir zaman “çizgi dünyası”na uzak olmadım. Ancak sıkı bir takipçisi de değildim. Zira ne zaman niyetlensem, nereden başlayacağımı kestiremiyordum. O nedenle, seri olmayan (Normandy Gold ya da bağımsız konulu Batman‘ler gibi) ya da serisini takip edebileceğim (Dövüş Kulübü 2 ya da geçen aylarda filmi de yayımlanan Shazam! gibi) çizgi romanlara yöneldim. Fakat bu senenin başlarında Ankara’daki kitap fuarının JBC standında, çalışanın tavsiyesiyle BatmanBaykuşlar” serisine başladım. Ve JBC Yayıncılık’ın Facebook sayfasında okuduğum, kabaca, “çizgi romanları hangi sırada okumalıyım” yazısıyla da Batman’in ilgili serisini derinleştirdim. Ancak seride üçüncü kitap olan “Ailenin Ölümü“nün son baskılarına yetişemediğim için ara vermek zorunda kaldım. Bu vesileyle duyurayım; Lûtfen JBC, yeni baskıyı bekliyoruz…

Geçen ayın başlarında, her yaştan hemen herkesin bildiği, süper kahraman denince akla ilk gelen ve ikonik sıfatını sonuna kadar hakeden “Superman“in merkezde olduğu hiçbir şey okumadığımı fark ettim. Evet, çizgi filmlerini seyrettik (ve seyrediyoruz); Filmlerini de seyrettik. Fakat, -dünyanın hâlen en pahalı çizgi romanı unvanını elinde bulunduran- 1938 yılında yayımlanan Action Comics‘in ilk sayısıyla dünyaya armağan edilen Superman‘e dair herhangi bir macera, bu yazıya konu olan “Doomed” serisine kadar -tarafımdan- okunmamıştı.

Superman Doomed

Superman “Doomed” Cilt 1 ve 2

“Kıyamet kopuyor sanki!”

Doom, sözcük anlamı olarak ölüm, kör talih ve ölüm cezası gibi anlamlara geliyor. Doomsday ise, kıyamet günü demek. Kötü bir çeviriyle de doomed doomlaşmış yani ölüme mahkûm edilmiş gibi bir anlamı karşılıyor. Ancak hikâye içerisindeki, 1992’de yayımlanan Superman #75 sayısıyla kendisini ilk defa gösteren ve 90’larda kan ağlayan çizgi roman sektörüne (özellikle DC’ye) nefes aldıran (çünkü Superman’i öldürmüştür), Doomsday karakterinin temel özelliğine bakacak olursak öldürmeye mahkûm gibi yine kaba bir çeviri yapabiliriz.

Evet, Doomsday kendisine ilk defa 1992 yılında yayımlanan Superman #75 sayısında yer buldu. Yıllar içerisinde de DC tarafından farklı hikaye kurgularında kullanıldı; Kiminde, Superman’ın ataları dahi ortada yokken Bertron tarafından genetik deneylere tabiî tutulduğu Kripton gezegenindeydi; kiminde Darkseid ile savaştı; kiminde Brainiac tarafından aklı işgâl edildi; kiminde ise -aslında- Süperman’nin klonuydu, hattâ yardım da ettiği oldu… Ama bütün bunlar kafanızı karıştırmasın. Aşağıdaki birinci cildin tanıtım yazısını okuyalım ve çizgi romanı tanıtmaya geçelim.

Onun adı Doomsday. Çelik Adam’ın onu daha önce sürgün ettiği Fantom Bölgesi’nden kaçtı. Artık daha iri, daha ölümcül. Dünya üzerindeki tüm yaşamı yok edebilecek kadar güçlü.
Onu ancak Superman durdurabilir. Ama bu bile Doomsday için bir son değil. Kötülük onun kanında. Ve o kan döküldüğünde masumların hayatları tehlikeye girecek ve Superman bile içindeki canavarı keşfedecek. Dünyanın en büyük kahramanı ve Krypton’un son evladı bir dünyalar yok edicisine dönüşebilir mi?

“Unutmayın! Doomsday’in tek var oluş sebebi gördüğü her şeyi öldürmektir”

İkinci kitap içerisinde yer alan yukarıdaki tarif, aslında; başka bir hikâyede Booster Gold -karşılaştığı- düşmanı yani artık Doomsday olarak nam salan yaratığı tanımlarken kullandığı “Kıyamet kopuyor sanki! (It’s like Doomsday is here!)” tarifinin bir -nev’i- uzantısı. Booster Gold’un tarifinden sonra, ilgili hikayede, kamuoyu “yaratığa” “doomsday creature” demeye başlar ve zamanla sadece “Doomsday” yeterli gelir.
Superman Doomed
Gelelim hikâyenin konusuna; Superman ve Wonder Woman artık beraberdirler. Ve Doomsday, Superman‘in tüm kötüleri hapsettiği, zamanın akmadığı Fantom Bölgesi‘nden bir şekilde kaçmıştır. Bulunduğu yer ve çevresine sadece ölüm getiren bu yaratığı durdurabilecek tek güç elbette sadece Superman’dir. Ve durdurur da. Ancak yaratığı öldürürken yaratıktan yayılan virüsü, insanlara zarar vermemesi için güçlü nefesiyle içine çeker. Sayfalar ilerledikçe de bu virüs, Superman’ı ele geçirmeye başlar; ileride Superdoom adı verilecek olan yaratığa doğru Superman’in de evrim sürecini başlatır. Bu süreci durdurabilmek için de Adalet Birliği üyeleri (ki bu adı Marvel’daki dengi Avengers’a göre çok zayıf ve itici bulurum); Batman, Wonder Woman, Cyborg, Steel (John Henry Irons) ve hattâ Lex Luthor bile kafa kafaya verirler. Hikâyenin alt metnin de ise Lois Lane ve Lana‘yı da sıklıkla görüyoruz; Es geçmeden belirteyim.

200 sayfadan daha fazla olan birinci cildin hikâyesi kabaca böyle; Şimdi ikinici cildin tanıtım yazısını okuyalım.

Superdoom artık burada ve Clark onu kontrol altına almak için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, dış güçler canavarın tekrar tekrar zincirlerinden kurtulmasına sebep oluyor.

Perde arkasındaki gerçek düşman yüzünü gösterdiğinde Superman ve müttefikleri bir seçim yapmak zorundalar. Eğer canavarı serbest bırakırlarsa, kahramanı kaybederler mi? Bu Dünya’nın kurtuluş için son şansı mı yoksa Superman ve tüm sevdikleri için…

Kıyamet mi geldi?

350 sayfaya civarında bir hacmi olan ikinci cilt ise elbette birinci cildin kaldığı yerden devam ediyor; Superman, Superdoom olma yolunda hızla ilerlerken sevdikleri/yoldaşları ona yardım etme çabalarından vazgeçmemişlerdir. Ancak Superman enfekte olduğu virüs ile dünya dışında cebelleşirken, dünyada, önce Smallville kasabasında ardından Metropolis ile Gotham ve dünyanın geri kalan yerlerinde garip bir şeyler olur; İnsanlar bilinçleri dünya dışına bağlı, bir nev’i koma durumuna geçerler.

Sayfalar ilerledikçe Martian Manhunter, Baka, Supergirl ve Cyborg gibi yeni karakterler öyküye dâhil olurken Lana ve -özellikle- Lois Lane‘nin öykü üzerindeki ağırlıkları devam ediyor. Kezâ, tanıtım yazısında da belirttiği gibi perde arkasındaki gerçek düşman da kendini göstermeye başlıyor. Elbette burada hemen bir es vererek perde arkasındaki düşmanı açıklamayacağım; İngilizceden dilimize geçen spoiler ya da yaygın karşılığıyla sürprizbozan ama kendi tercih ettiğim isimle bir tat kaçıran vermeyeceğim.

Superdoom

“Superdoom”

“Mavi Dev Aramızda”

Bu iki cildi okuyabilmek için sadece Superman hakkında genel geçer bilgilere haiz olmanız maalesef yetmiyor. Elbette yine de okuyabilirsiniz ancak bazı karakterleri, onların arka planlarını bilmiyorsanız hikâyede kopukluklar yaşayabilirsiniz. Kendi adıma, iki ciltlik hikâye içerisindeki Lana, Red Lantern, Steel, Metallo (Çavuş John Corben), Martian Manhunter ve hatta Supergirl karakteri/karakterlerinin altyapısı hakkında pek fazla bilgi sahibi değildim. Fakat Wonder Woman, Batman ve Cyborg gibi ana karakterler hakkında bilgi sahibi olduğum için kopukluk yaşamadan ciltleri tamamladım. Şöyle bir görüş bildirirsem yanlış bir çıkarım yapmam sanıyorum; Man Of Steel filmiyle birlikte Batman v Superman: Dawn Of Justice ve Justice League filmlerinden birini seyretmişseniz, bu seriyi de rahatlıkla okuyabilirsiniz.

Superman ile Wonder Woman

Superman/Wonder Woman Cilt 1 ve “3”

Bu uzun yazının ortalarında Superman ve Wonder Woman’ın beraber olduklarını yazmıştım. Çünkü DC‘nin, “The New 52!” üst başlıklı serisinden Superman/Wonder Woman adıyla yayımlanan ve bu beraberliği ele güne karşı duyuran bir serisi var. Ve bu seri, Superman – Doomed ciltlerinin öncesini anlatıp sonrasını tamamlıyor. Şöyle ki, Superman/Wonder Woman serisinin birinci cildi “Güçlü Çift”, Doomed hikayesinin öncesini anlatırken; Superman/Wonder Woman serisinin üçüncü cildi “Savaşın Kurbanları” da Doomed hikayesinin sonrasını anlatıyor. Ve fark ettiğiniz gibi Superman/Wonder Woman serisinin bir ikinci cildi yok. Çünkü bu serinin ikinci cildi, “Superman Doomed” öyküsünün -özellikle ikinci cilt- içerisine gömülü.

Bahsettiğim dört cilt de Yapı Kredi Yayınlarından yayımlandı. Hepsinin çevirisi de Anıl Bilge‘ye ait. Baskılar güzel; Fiyatlar ise internetten alırsanız -aslında- epey uygun. “Superman Doomed” ciltlerindeki fasiküllerde aynı yazar/çizer/çinileme/renklendirme kadrosu olduğu için çizimlerde tutarlılık var. Ancak ben en çok Tony S. Daniel ve cilt kapaklarında isimleri zikredilmeyen Ed Benes ve Jack Herbert‘in çizimlerini beğendim. Ayrıca birinci cildin kapağındaki çizimi de zayıf buldum. Superman/Wonder Woman ciltlerinde de yine Tony S. Daniel ve Ed Benes ve Doug Mahnke isimleri var. Ve ben, şahsen, üçüncü ciltteki Dough Mahnke ve Ed Benes ortaklığından daha çok keyif aldım.

Keyifli okumalar dilerim,
Saygılarımla…
İrf


Daha fazla okuma