Mavi Öyküler

Bolca kahve ve kitap, çokça fotoğraf; haliyle gezi ve yemek ve biraz da moda soslu bir blog.

Duo Caffè Uno Sospeso

Yani, “iki kahve, biri askıda“.


Read More

Pia Mater

“Temet Nosce”

Hayat öyle bir sinir ağı ki, kimlerle sinaps yapacağını asla kestiremezsin

Serkan Karaismailoğlu (Dr.), kendisini, “çok küçükken eve gelen kadın komşularının annesine sorduğu “bugün beyin için ne yaptın?” sorusunu tümüyle yanlış anlayıp her gün beyin ile ilgili yeni bir bilgi öğrenme çabasıyla büyüyen ancak halen çocuk olan bir yetişkin” olarak tanımlıyor. Kendisi, yukarıda parantez içinde vurguladığım gibi, bir doktor. Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümü mezûnu. Yine aynı üniversitenin Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim dalından da doktora dereceli; Ve halen aynı yerde de öğretim üyesi olarak akademik çalışmalarına devam ediyor. Ayrıca, ülkemizde sinir biliminin daha anlaşılır bir dille, daha geniş kitlelere ulaşmasını amaçlayan “ortapia” projesinin kurucusudur; Belirli aralıklarla da, sanırım haftada bir, Ortapia Youtube sayfasında videolar yayımlamaktadır, ki eğer Youtube kullanıyorsanız takip etmenizi -kesinlikle- salık veririm.

Pia Mater

Pia Mater – Serkan Karaismailoğlu

Read More

Tüm ‘mavi ekranlar’ kötü, mü?

Tüm 'mavi ekranlar' kötü, mü?
Adında “sosyallik” barındıran ancak gerçekte pek de sosyal olmayan sosyal medya kullanımının ve televizyon karşında vakit geçirmenin, genel bir tabirle mavi ışık yayan ekranlara bakmanın, çocuklar ve gençlerde bunalıma (depresyona) neden olduğu düşünülüyordu. Fakat Kanada’da yapılan yeni bir araştırma, tüm mavi ekranların toptan suçlanamayacağı yönünde sonuçlar çıkarmış.

Read More

Perspektifin Gücü Adına!

Bugün size, güzel bir Temmuz Ankara’sında, fotoğraflarını yaratıcı perspektif unsurlarıyla besleyen fotoğrafçı Jordi Puig‘den çok az bahsederken fotoğraflarından çokça göstereceğim. Ama önce perspektifin ne olduğuna dair küçük bir giriş ile başlayalım: Perspektif, doğadaki iki boyutlu ya da üç boyutlu cisimlerin bizden uzaklaştıkça küçülmüş ve renklerinin solmuş gibi görünmesidir. Başka bir ifadeyle, iki boyutlu yüzeye üç boyutlu görsel etki kazandırmak için nesnenin ve mekânın görünümünün belirli teknikler kullanarak kağıda aktarımıdır.

Artık sayısal bir dünyada yaşadığımızdan ve konumuz da fotoğraf olduğundan kareye aktarımı da diyebiliriz. Hattâ kaba bir tabirle, fotoğraftaki perspektif bize, iki boyutlu fotoğraf dünyasında, fotoğraftaki derinliğin gücüyle üç boyutlu –gibi– fotoğraflar sunmasıdır.

Read More

Matruşka “Anna”

Nikita, Türkçeye “Sevginin Gücü” adıyla çevrilen Léon (IMDB listesinde otuzuncu sırada) ve Beşinci Element gibi filmlerin altında imzası bulunan Luc Besson, özellikle Leon ve Beşinci Element filmlerinden sonra yönetmen, senarist, kameraman ve yapımcı gibi sıfatlarla dâhil olduğu yapımlarda bu iki filmin -biraz- gölgesinde kalmıştı. 2014 yapımı, Scarlett Johansson‘lu Lucy ile yıldızını tekrar parlatsa da, yüksek bütçeyle çekilen; eleştirmenler ve seyirciler tarafından olumsuz yorumlar alan ve hâliyle gişe rakamları da pek iç açıcı olmayan –ben eğlenceli bulmuştumValerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu filmiyle izleyici karşısına çıkmıştı.

Aslında Besson, yönetmen kimliğiyle beraber yapımcı, senarist, kameraman ve oyuncu kimlikleriyle de pek çok filme katkı sağladı. Yüksek puanlar alamasa da her zaman kendinden söz ettiren –hatta sevdirenTaksi serisi, Taşıyıcı serisi, Wasabi, Takip (Taken) (ilk film “96 Saat” adıyla yayımlanmıştı) serisi, Yasak Bölge, Kolombiyalı: İntikam Meleği gibi filmlerle adından olumlu ya da olumsuz mutlaka söz ettirmişti.

Yazıya Luc Besson ile giriş yaptım çünkü hâlen vizyonda olan ve Besson’un son filmi Anna filmi hakkında bir şeyler karaladım.

Read More

Superman Doomed

“Mavi Dev Aramızda!”

Çizgi roman sever misiniz? Ya da eskilerin tabiriyle resimli roman? Bizim neslimiz Teksasların Tommikslerin zamanına yetişemedi maalesef. Hani, Yeşilçam Filmlerinde ders kitaplarının arasında okunan, maceradan maceraya koşan/koşturan çizgi romanlara…

Kendi adıma, ailemizde hem bu alana ayrıca bir ilgi hem de mesleği çizerlik olanlar olduğundan ötürü hiç bir zaman “çizgi dünyası”na uzak olmadım. Ancak sıkı bir takipçisi de değildim. Zira ne zaman niyetlensem, nereden başlayacağımı kestiremiyordum. O nedenle, seri olmayan (Normandy Gold ya da bağımsız konulu Batman‘ler gibi) ya da serisini takip edebileceğim (Dövüş Kulübü 2 ya da geçen aylarda filmi de yayımlanan Shazam! gibi) çizgi romanlara yöneldim. Fakat bu senenin başlarında Ankara’daki kitap fuarının JBC standında, çalışanın tavsiyesiyle BatmanBaykuşlar” serisine başladım. Ve JBC Yayıncılık’ın Facebook sayfasında okuduğum, kabaca, “çizgi romanları hangi sırada okumalıyım” yazısıyla da Batman’in ilgili serisini derinleştirdim. Ancak seride üçüncü kitap olan “Ailenin Ölümü“nün son baskılarına yetişemediğim için ara vermek zorunda kaldım. Bu vesileyle duyurayım; Lûtfen JBC, yeni baskıyı bekliyoruz…

Read More

“Tsundoku”

Karl Lagerfeld

Şubat (2019) ayında hayata gözlerini yuman ünlü Alman modacı Karl Lagerfeld, “Satın aldığınız her kitapla onu okuyacak zamanı da satın almalısınız” demiş. -Yine- ünlü Alman düşünür Walter Benedix Schönflies Benjamin ise kendisiyle söyleşiye gelen ve çalışma odasında, koli içerisinde yeni alınmış onlarca kitabı görerek, biraz da alay edercesine bu kitapların hepsini okuyacak vakit bulup bulamayacağını soran muhabire, “Kitaplar yalnız okumak için değil, aynı zamanda birlikte yaşamak içindir de” demiştir. Tarihte daha da geriye uzandığımızda, bir başka düşünür, Seneca ise; “Fazla kitap dikkat dağıtır. Sahip olacağın tüm kitapları okumak mümkün olmayacağına göre, okuyabileceğin kadarına sahip olmak yeterlidir.” demiştir. Ki Lagerfeld’in sözünün bir nevi altyapısını oluşturmuştur.

Kitaplar hakkında, yukarıda alıntıladığım haricinde onlarca, yüzlerce hatta belki binlerce söz/vecize olduğu malûmunuz. Fakat Japonya’da, Walter Benjamin’in sözüne atıfta bulunurcasına gelişen bir kavram var: Tsundoku. Tsundoku, Japoncada daha sonra okunmak üzere alınan kitapların oluşturduğu yığınlara verilen isim ve bu yazıyla biraz tsundoku hakkında karalama yapmaya çalışacağım.

Read More

Anneme Barista Olduğumu Söylemeyin, O Beni Asker Zannediyor!

Yazı başlığını, Jacques Seguela‘nın –kendisi tarafından kendisine ithaf edilen– “Anneme reklamcı olduğumu söylemeyin… O beni genelevde piyanist sanıyor” adlı kitabından apardım. Reklamcılığa ilgi duyanlar için –benim adıma bir dönem öyleydi– esprili diliyle yol gösterici bir kitaptır. Ama yazımızın konusu bu kitap ya da reklamcılık değil, kahve; Kahramanımız ise, barista olmak için askerliğinden vazgeçen Lee Kang Bin.

Read More

Çocukların Başarılı Olmasına Yardım Etmek – Paul Tough

Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz kişi Paul Tough. Kendisi, -muhtemelen sadece Amerika’da- çok satanÇocuklar Nasıl Başarılı Olur” adlı kitabın yazarı. Pegasus Yayınlarından, Bahar Çetiner‘in çevirisiyle çıkan, 165 sayfalık Çocukların Başarılı Olmasına Yardım Etmek: İşe Yarayan Yöntemler ve Nedenleri kitabıyla ise sitemizin konuğu.

Read More

“Büyük” John Buscema ve Eskizler Kitabı

Bundan 17 sene evvel, içinde bulunduğumuz ayda (tam olarak 10 Ocak günü) çizgi roman dünyasında “Big John” olarak bilinen tam adıyla Giovanni Natale Buscema vefat etti.

John Buscema, ya da İtalyan kökenini yansıtan tam adıyla Giovanni Natale Francesco Buscema, 11 Aralık 1927’de Brooklyn, New York’ta doğdu. Babası, oğlunun kendi izinden yürüyerek bir berber olmasını istemiştir. Ancak Buscema, sanatla ilgilenmiş ve öğrencilik yıllarında pek çok öğleden sonrasını kütüphanede geçirerek sanatçıların hayatlarını ve onları meşhûr yapan eserleri nasıl hayata getirdiklerini araştırmıştır. Alışılageldik şekilde, aile içerisinde babasının aksine annesi, sanatla uğraşması yönünde oğlunu cesaretlendirmiştir.

Read More

Page 1 of 2

Powered by WordPress & Theme by Anders Norén